5 Aralık 2017 Salı

Gelin Laflayalım / Şebnem Ferah

Daha önce hep hava kararmaya başladığında yine gün bitiyor diye üzülürdüm, yapacak çok şeyim olduğundan falan da değil aslında sadece gün geçip gitsin bitsin istemezdim hiç. Şimdilerde her akşam gün bittiği için neredeyse zil takıp oynayacak hale geldim, gelmesini beklediğim birisi var biliyorsunuz bu yüzden zaman ne kadar hızlı geçerse, günler ne kadar çabuk biterse o kadar iyi benim için.

Sanıyorum önceden bomboş oturma vaktimin çok olmasından keyif alıyor ve bu bitsin istemiyordum, tabii bir de ertesi gün yapılacak işlerde vardı. Artık aman kendime boş dakika bırakmayayım diye kıvranıyorum. Normalde hele de bu kötü havalarda üşenmekten ne dışarı çıkabilen ne okula falan gidebilen birisi iken sırf o günü de hızlıca sonlandırabilmek için vaktimi sürekli bir şeylerle değerlendirme çabasına girdim, bir taraftan keyifli de oluyor böylesi.

Bugün 328 günümüz kalmış, ben saymıyorum aslında çünkü insanda psikoloji kalmaz bunca günü saysa ama o söyledi dün 329 kaldı diye. İnsana küfür gibi geliyor bunca gün ama iyi tarafından bakıyorum henüz hiç bir sorun yaşamadık, o iyi, ben iyiyim. Her şey yolunda yani dolayısı ile yapılacak en güzel şey başka şeylere odaklanıp zamanın akışını unutmak, ancak unutursak çabucak akacak.

Bunların yanında ailemi de özlüyorum tabii ki. Neredeyse 3,5 aydır eve gitmedim, finallerin bitmesini bekliyorum, önceden Serkan dayanak olurdu burada, şimdi o da yok ama kendi kendime de idare edebiliyormuşum. Yatak döşek depresyon yaşarım gibi geliyordu ama beklediğimden kat kat iyi üstesinden geliyorum.

Bir de grip oldum 1 haftadan fazladır böyleyim. İlaç içtim, meyve yedim, bitki çayları yaptım,yaptım da yaptım. Geçmeyince geçmiyor işte. Artık kendi haline bıraktım, elbet geçer üzerime yapışıp kalmayacak ya.

Neyse bende durumlar işte böyle, sizler nasılsınız? Hayatlarınız nasıl gidiyor? Lütfen yorumlar da anlatın. Şuraya bir de sevdiğim Şebnem Ferah şarkılarından birisini bırakayım, umarım seversiniz. Ben Şebnem Ferah şarkılarının hastasıyım. Kadının çok güçlü bir sesi var, söylediği şarkılar çok iyi, çok güçlü şarkılar. Özellikle bir kaç yıl önce bağımlı gibi kulaklıklarımı takar dinlerdim onu, dinlemeye ihtiyaç duyardım. Şimdiler de eskisi kadar dinlemesem de en çok kimi dinlemeyi seviyorsun deseniz hiç düşünmeden Şebnem Ferah derim. Öpüyorum :)


2 Aralık 2017 Cumartesi

Hayat Hakkında / Manuş Baba

Dün sabah herkesten önce uyanıp güneşlikleri açmaya başladığımda farkettim ki gözlerimiz kapalı yaşıyoruz sanki. Camın önüne oturup dışarıyı seyrettim, gerçekten uzun bir süre. Yaprakların uçuşarak dallardan düşüşünü izledim, rüzgarın ıslığını dinledim. Mesela karşı evin bahçesinde iki tane nar ağacı varmış Eylül ayından beri buradayız ve bunu dün sabah farkettim, günde belki 2 belki 3 kez geçiyorum o evin önünden. Sonra tam karşıda kocaman büyük bir ağaç var yapraklarının ne kadar azaldığını dün farkettim, geldiğimizde ne kadar gür ve heybetliydi ancak şimdi dalları çıplak kalmaya yüz tutmuş. Günde kaç kez geçtiğim sokakta ki şeyleri bile farketmiyormuşum. Görmek için önce bakmak gerekir ya bizler bakmıyoruz bile. Okula mı gideceğim? Aceleyle evden çıkıp koşa koşa durağa git dolmuşa bin ve aynı şekil de eve geri dön. Bazen her şeyin tam ortasındayken durup derin bir nefes almak gerekmez mi? Bizler nefes aldığımızı bile unutarak yaşıyoruz çoğu zaman.

Ve yine dün küçücük bir ana şahit oldum, dersten çıkmış durağa doğru ilerliyordum, bizim kampüste çok fazla köpek vardır. Bir kaç kız küçük bir köpeği uzun uzun sevdiler sonrasında ileriden bayağı büyük bir köpek kızlara doğru geldi, belli ki o da sevilmek istiyordu ancak büyüklüğü sanıyorum kızları korkuttu ve oradan hızla uzaklaştılar. İçim o kadar burkuldu ki, bir canlının diğerinden öyle sevgi beklemesi, kafasının okşanmasını istemesi... Gittim yanına çimlere oturdum uzun uzun sevdim öpüp kokladım ve yeniden bir kez daha farkettim ki insan yada hayvan farketmez bir canlıyı mutlu etmekten daha değerli hiç bir şey yok. O sevilerek ve mutlu bir şekilde güzel bir uykuya daldı ve ben de o huzurla evime döndüm. 

Hayat tamda sanırım bu kadar bir şey. Bir yaprağın rüzgarda dans ederek yere inişini izlemek ve bir köpeğin başını okşamak gibi bir şey. Hayatın bize vereceklerini farketmek gerekiyor belki de. Hava ne kadar kapalı gökyüzü çok gri diye hayıflanmamak lazım birazdan yağmur yağacak ve dışarısı mis gibi toprak kokacak diye düşünmeli... 

O halde bu faslı bir şarkı ile kapatalım diyorum, bu aralar çok popüler birisi var ya "Manuş Baba" ondan bir şarkı koyalım buraya. Ben aslında geçen haftaya kadar hiç dinlememiştim, herkes dinliyor ya kesin abartılmıştır diye düşünüyordum, çok şişirme sanatçılar oluyor çünkü. Geçen hafta erkek arkadaşımla görüşmüştük ya, o dinletti. Çok beğendim, müzik,sözler muazzam, seste güzel. Yeni şeyler konusunda istemeden hep ön yargılı davranırım, yenilikten de pek hoşlanmıyorum galiba her neyse beğendim yani, herkes gibi benim de içime dokundu galiba. Neyse şarkıyı ekliyorum, umarım hiç dinlememiş olanlar beğenir, zaten dinlemiş olanlar da düşüncelerini yazarsa çok memnun olurum. Öpüyorum.


28 Kasım 2017 Salı

Askerlik İlişkiyi Etkiler mi? Nasıl Etkiler? 1. Ay

Bir aydır ertelediğim Bilim Felsefesi ödevim için oturmuştum aslında bilgisayarımın başına, hocamız bilgisayarda yazmamazı istemiş ödevi -daha az önce öğrendim- onu yazayım diye oturdum, ha bir de bir iki kaynakta internetten bulayım diye -makale falan işte- Gel gelelim ki bir anda blogum düşüverdi aklıma, illa da bir şeyler yazmam gerek diye içim içimi yedi sonuç olarak daha başlamadığım ödevimi yarıda bırakıp buraya koştum, sonra ona devam edeceğim.

Madem öyle biraz sohbet edelim diyorum ne dersiniz? Bugün sabahtan beri yazsam mı yazmasam mı diye düşündüğüm aklımı kurcalayan bir konu vardı aslında sanırım bundan bahsedeceğim. Benim şu aralar hayatımın odak noktası ve en önemli gündemim askerlik. Erkek arkadaşımın askere gittiğinden zaten daha önce ki yazılarımda bahsetmiştim. Şuan bahsetmek istediğim konu ise sanırım bu süreç olacak. Belki okuyanlara gereksiz gelebilir fakat bu askerlik konusu ortaya atıldığından beri daha kesinleşmediği zamanlarda bile ben iyiden iyiye tedirgin olmuş, biraz da stresli birisi olarak acaba süreç nasıl ilerleyecek, aramızda neler değişecek, ilişkimiz nasıl olacak diye düşünmeye başlamıştım. Hatta bu yüzden internetten başkalarının tecrübelerini araştırmış, kendime yol haritası çizmeye çalışmıştım. Bu yüzden istiyorum ki benim gibi birileri varsa belki onlara yararı dokunacak bir şey olur çünkü ben cidden içimi oldukça karartan saçma sapan şeyler de okumuştum. 

Öncelikle şunu söylemem gerekir; size şunu veya bunu yapın demeyeceğim yada illaki şöyle böyle olur da diyemem sonuçta herkesin yaşantısı, kişiliği, ilişkisi bir birinden farklı bambaşka insanlarız. Sadece kendi tecrübelerimi bu bir yıl içinde zaman zaman -kimseyi de bu konuyla bunaltmadan-yazmak istiyorum. Bu yazdıklarım hem size önden bir bilgi, hem bana içimi dökme fırsatı hem de geleceğe güzel bir anı olacak. O halde lafı yeterince uzattığıma göre başlayabilirim...

Öncelikle Serkan yani erkek arkadaşım askere Kasım ayında gitti, Ekim'in 13'ünde nereye gideceği belli olmuştu. Yanlış hatırlamıyorsam da tecilini Ağustos veya Temmuz ayında kaldırdı. Şuan Ankara'da acemi birliğinde askerliğini yapıyor, onun acemisi iki ay sürecek. 
Gidelim neredeyse 1 yıl öncesine, Serkan, 1 yıl öncesinden beri durmadan bu askerlik düşüncesini ortaya atıyordu, tabii ben direk yıkılma moduna giriyorum ne yaparım ne ederim, asla dayanamam, onsuz yapamam gibi... Sürekli gittiğini düşünüyordum ne bileyim işte bazen kahkahalarla bana bir şeyler anlatırken bir anda bu hallerini ne kadar özleyeceğimi, giderse bir yıl bunlardan mahrum kalacağımı düşünüp ağlamaya başlıyordum. Sonra dediğini yaptı ve tecilini kaldırıp gerekli işlemleri yaptı Kasım'ın 2'sinde teslim oldu. Gitmesine son 1 ay kala resmen ölecekmiş gibi davrandığımı kabul ediyorum, sanki Kasım geldiğinde sonsuza kadar gidecekmiş gibi... O güne kadar neredeyse her gün internetten yada tecrübeli insanlardan nasıl davranmam gerekir, gittiğinde nasıl olacak, acaba aramız nasıl olacak diye sorup araştırdım. İnternette gerçekten çok umutsuz şeyler yazıyor, bir çok kişi de geldiğinde bambaşka birisi olacak diyordu. Belki de öyle olacak henüz bilmiyorum gideli henüz bir ay oldu. 

Peki şuana kadar durumlar nasıl ilerdi? Nasıl gitti? Bir kere iletişim tabii ki eskisi kadar yoğun ve sık olamadı fakat zaten bunun gayet bilincindeydim hatta beklentimi o kadar aşağıda tutmuştum ki bu konuda neredeyse hiç zorlanmadım. Zaten tüm sevdiklerini geride bırakıp zor koşullara gitmiş bu yüzden sığınabileceği bir liman olmalıyım diye düşündüm her zaman. Özellikle ilk günler telefonu her zaman güzel bir sesle açmaya çalıştım, asla ağlamadım -ki bu benim için inanılmaz zordu- Şöyle düşünün sevdiğiniz insan, her gün yanınızda olan insan, bambaşka kimseyi tanımadığı bir yerde, yaşayacağı alan belli, sürekli kendisine emir veriliyor, normalde kalktığı saatten en az 2-3 saat önce uyanıyor, 50-60 kişi ile aynı odada uyuyor ve daha neler neler bu yüzden iyi hissetmeye ihtiyacı var bende bu yüzden her zaman iyi hissetsin diye uğraştım zaten oda bir iki haftadan sonra iyice alıştı, arkadaş edindi. Kaldı ki bizim şansımız Sakarya ile Ankara'nın yakın olması oldu yani o gittikten iki hafta sonra kalkıp onu görmeye gidebildim. Hayatımın en gururlu günlerinden birisini daha yaşamış oldum böylece, sevdiğiniz insanı o şekilde asker olduğunu görmek, o dimdik duruşunu görmek çok gurur vericiydi, en azından benim için. Bir kaç gün önce de yemin töreni vardı işte hayatımın en gururlu günü de o gündü, gözlerim doldu, heyecandan elim ayağım titredi, bilmiyorum ben mi çok abartıyorum, çok büyük ve değerli mi görüyorum böyle şeyleri ama içim öyle büyük bir gururla doldu ki anlatamam gerçekten. Sanki bir daha sevdim onu öyle bir his. Yani tüm bu süreç boyunca tek bir olumsuz şey yaşamadım. Sadece çok sabırlı olmaya çalıştım, günde 5 dakika konuşuyorsak sesini duydum ya şükür dedim içimden hep. Zorlanmadım değil zorlandım çünkü alışmışız her saniye konuşalım, ne olduysa hemen anlatalıma ama gidince öyle olmadı bazen anlatmam gereken bir şey olduğunda bir hafta ertelemeyi öğrendim. 

Sonuca gelmem gerekirse gerçekten şunu söyleyebilirim bence eğer taraflar bir birini seviyorsa sabretmek gerekir, her koşula karşı sabretmek ve bir birine liman olmak gerekir. Bilemiyorum belki daha 1 ay olduğundan böyle konuşabiliyorum, belki 5 ay sonra çok daha farklı şeyler söyleyeceğim ama şuanlık durumlar ve hislerim böyle. Şimdilik içimde özlemin büyüttüğü bir sevgi var, giderek artıyor. Büyük bir gurur var oda biraz gözlerimi dolduruyor. Ha bir de biraz çaresizlik var oda elimden bir şey gelmemesinden ama hepsi geçecek çünkü zaman gerçekten hızla akıyor... Yani mutluyum diyebilirim, eğer aynı durumu yaşıyor yada yaşayacaksanız canınızı sıkacak hiç bir şey yok. Bu günler daha güzellerinin başlangıcı, iyi bir hayat dersi. Öpüyorum, kendinize iyi bakın :)

26 Kasım 2017 Pazar

Öyle Böyle

Hayatta çok zor günler var, gerçekten boğazımızı düğümleyen bazen bizi hıçkırıklara boğan... Yüreğimizin yerinden söküldüğü, aklımızın almadığı çözümsüz zamanlar var. Bazı şeylerin çözümü, çıkışı yok onlar için gereken tek şey zaman. Bende oturmuş bana biçilen sürenin geçmesini bekliyorum ve geçecek, her şey eskisinden çok daha güzel olacak biliyorum.

Tüm bu hissettiğim duygulara rağmen bugün aynı hayat beni kahkahalara da boğan hayat oluyor. Belki de hayatı güzel yapan tüm bunlardır. Belki de bu kendimi avutma yolumdur, her neyse sonuç olarak her şeye rağmen keyfim yerinde diyebilirim çünkü zaman akıp geçiyor. Düşünsenize bunları yazmaya başladığımdan şuana kadar kaç dakika geçip gitti bile. Önemli olan her anın değerini bilmek, güzel yada kötü her anımız o kadar iyi ki.

Onun haricinde sabah bir boğaz acısı ile uyandım ki sormayın gitsin, kısa sürede geçecek gibi de durmuyor. Her an kendimi antibiyotiğin kollarına bırakabilirim ama direniyorum. Bu sırada bu satırları yazarken Star Tv'deki bu sezon başlayan Dolunay'ı izliyorum, fena bir dizi değil ama ne bu başroldeki kızı ne de çocuğu hiç bir zaman sevemedim, gerçek isimlerini bile bilmiyorum. 

Şimdi gidiyorum, öyle dolu dolu bir şeyler yazmadım ama idare edin artık. Şuan saat 22:12, bu yüzden benden hepinize iyi geceler gerçi ben şimdi gidip koca bir tabak dolusu mantı yiyeceğim bu saatte ama olsun, yemek yemek her saatte güzeldir yine de siz yapmayın, öpüyorum :) Durun geceye bir müzik de bırakayım da dinleyin. 


Ben bunu dinlemekten öyle büyük haz alıyorum ki anlatamam. O ses, o sözler. Tam anlamı ile mükemmel. Söyleyecek başka söz bulamıyorum. Sadece bana kendimi iyi hissettiriyor umarım dinlersiniz ve size de aynı güzel şeyleri hissettirir. Tekrar öpüyorum :)

23 Kasım 2017 Perşembe

Sohbet/ Müzik Önerisi : John Lennon

Ne zaman bir şey yazmaya kalksam en çok zorlandığım şey başlık bulma konusu oluyor biliyor musunuz? Çünkü hani genellikle şu kitap, bu film, şu bu yemek hakkında yazmıyorum -onlara başlık bulması kolay- genelde neler yaptığımı, duygularımı düşüncelerimi falan anlatıyorum ya burada yani günce gibi kullanıyorum aslında burayı bu yüzden işte başlık bulmak zor oluyor benim için. Her neyse yine öylece yazacağım işte... Şuan biraz heyecanlı ve gerginim de. Mideme kramplar giriyor belki bir iki kelime bir şey yazarsam rahatlarım diye düşündüm.

Havalar birden soğudu, bir çok yerde yükseklere ilk kar düşmüş bile. Bu yıl için bu evi tutarken ara kat olduğundan çok sıcak olacağını düşünerek tutmuştuk lakin hiç de öyle olmadı. Soğukların başlayıp Ekim ayının kapıyı çalmasıyla ben çoktan üşümeye başlamıştım bile ve Kasım ayının son günlerini yaşarken havanında iyice soğuması ile şuan kendimi donma moduna aldım. Böyle giderse bu kış bu evde donacağım gibi görünüyor. Bunun dışında Pazartesi günü göz doktoruna gittim, uzağı ciddi ciddi göremez olmuştum daha önce de gözlük vermişti doktor fakat itiraf edeyim sırf gözlüğümü beğenmediğimden kullanmanın yakınından bile geçmemiştim, numaram da o dönem küçük olunca iyice geçiştirdim fakat şimdi cidden rahatsız etmeye başlayınca kullanmanın vakti geldiğini anladım ve yeniden doktora gidip yeni bir gözlük aldım, numaram da büyümüş haliyle. Yani hayatıma bir de gözlük eklemiş bulundum ancak bundan rahatsız değilim, en azından artık görebiliyorum ve gözlüklerimle John Lennon'a benziyorum :) Hazır John Lennon demişken şuraya bir şarkısını koyayım da dinleyelim birlikte :)


Çok güzel değil mi? Bir ara ben bunu devamlı dinlerdim, beni çok güzel yerlere götürüyor... Öyle fanı falan da değilimdir belki de biraz mırıldanabildiğim tek şarkısı bu ama yine de hayran olmamak elde değil. 
Ben günlük tarzı yazıları okumayı ve yazmayı aşırı seviyorum, umarım siz de seviyorsunuzdur, sıkıcı oluyorsa lütfen yorum yazın. Yazarken aynı zaman da şuraya koyduğum şarkıyı dinliyordum ki o bitip arkasından başka bir tane başladı bunu da çok severdim, o kadar uzun zamandır dinlememiştim ki başlayınca çıldırdım resmen, hemen onu da yüklüyorum ve madem şarkılarla doldurdum burayı başlığı da ona göre atıyorum, öpüldünüz. Sizi ne kadar sevdiğimi bilemessiniz, bu arada yazarken midemde ki kramp cidden geçti, müzikler de etkili olmuş olabilir, görüşürüz :)



17 Kasım 2017 Cuma

Ders Çalışma Teknikleri : / Ben Nasıl Motive Oluyorum? Nasıl Çalışıyorum?


Hazır vizeler bitmişken ve bende bloga yazmak için heves doluyken diyorum ki bu yazımda benim gibi ders çalışmakta zorlanan, adapte olmakta güçlük çeken ve çabuk sıkılanlar için ders çalışma teknikleri yada taktikleri hakkında bir yazı yazayım. 

Aslında anlatacaklarım teknikten ziyade "masada nasıl daha uzun süre verimli bir şekilde kalınır" olacak. Tabii ki ben bilir kişi falan değilim, tamamen kendi uyguladığım ve sonrasında daha fazla verim aldığım yöntemleri anlatacağım, umarım faydalı olur. Sizin de kullandığınız başka yöntemler varsa lütfen yorum olarak bana yazın.

1- Öncelikle çalışacağınız ortamın göz yormayacak aydınlıkta olması bence en önemlisi. Çünkü fazla ışık gözlerinizi yorup baş ağrısına ve uyku hissine sebep olabilir aynı şekilde yetersiz ışıkta da uykunuz gelecektir. 

2- Tahmini ders çalışma vaktini belirlemek. (Örn. Sabah saatleri veya öğleden sonra yada geceleri), eğer dikkati çabuk dağılan, evde insanlar bir şeylerle uğraşıyorken aklı onlarda kalanlardansanız geceleri herkes uyuduktan sonra çalışmanız faydalı olabilir. Örneğin ben gün ışığında gündüzleri çalışmayı daha çok sevenlerdenim.

3- Aç ve yorgunken ders çalışmak daha az verimlidir. Açsanız önce karnınızı doyurun, ağır şeyler yememeye özen gösterin bu ağırlık yaparak uykunuzun gelmesine sebep olur. Eğer yorgunsanız 1-2 saatlik bir uyku kendinize gelmenize yardım edebilir.

4- Ajanda yada bir ders çalışma programı kullanın. Ben geçen yıldan beri düzenli olmasa da bir ajanda kullanıyorum ve yapmam gerekenleri, çalışmam gereken dersleri, sınavları mı oraya not alıyorum. Görevlerimi tamamladığıma dair yanlarına işaret koymak beni motive ediyor.

5- Sizi masaya bağlayacak yollar keşfedin. Bu bir yiyecek, içecek yada hoş kokulu bir çiçek olabilir. Benim maalesef çok çok yanlış olsa da telefonum. Ders çalışırken zaman zaman onunla uğraşmak ders çalışmamı daha kolay ve katlanılır hale getiriyor. - Tabii abartmamak şartıyla.- 

6- Ders çalışacağınız alanı keyifli hale getirin. Benim için zaman zaman dikkat dağıtıcı olsa da masamı camın önüne koymak yeterli oldu, balkonuma gelen kuşları izleyerek çalışmaktan mutluyum. Bunun dışında fazla dikkat dağıtıcı olmadıktan sonra sizde kendinize ilham veren şeyler yapabilirsiniz.

Sanırım benim yaptıklarım bu kadar, çok şaşırtıcı bir şey yok biliyorum. Ama bunları yaparak daha verimli çalışabiliyorum. 
Son olarak söylemek istediğim bir şey var ; ne kadar doğru bulursunuz yada bulmassınız bilmiyorum fakat hayat okuldan, sınavlardan ve derslerden ibaret değil, bunlarla uğraşırken lütfen hayatı kaçırmayın. Yaşanacak çok güzel günler, okulda öğretildiğinden daha önemli dersler var hayatta alınması gereken. Çok çalışkan, çok başarılı ama mutsuz, yalnız insanlar olmayın. Her şey kararınca güzeldir unutmayın. Sizleri seviyorum, dediğim gibi ben uzman falan değilim sadece kendi yaptıklarımı ve faydasını gördüklerimi yazdım. Öpüyorum...

15 Kasım 2017 Çarşamba

Kendime Gelişim

Havaların güzel, benimse anlatmak istediğim şeyler olmasından dolayı yazmaya başladım bugün. Aslında neredeyse bir hafta kadardır yazmak aklımda olan bir şey fakat ne vakit bulabildim ne de ruhsal olarak içimde bir güç.

Geçen yazımda erkek arkadaşımın askere gideceğinden bahsetmiştim Kasım 1 gibi onu gönderdik. Gitmeden önce gideceği düşüncesi nefesimi kesiyordu, sanki o gidince tek başıma kalacakmışım, nefessiz kalacakmışım ve bir sene boyunca bir boşlukta çırpınarak geçecekmiş günlerim gibi gelmişti. Önce ki yazılarımı okuduysanız ruhsal olarak ne kadar çabuk düştüğümü bilirsiniz. Gönderdiğimiz gün gerçekten hayatımın en zor günü olabilir, nasıl ayakta durdum, o günü nasıl geçirdim bilmiyorum, bir ömür gibiydi. Tüm arkadaşları tüm tanıdıkları oradaydı gitmesi bir yana onca tanıdığı insanın içinde onu yollayacak olmakta başka bir taraftan beni strese sokuyordu ama şunu anladım ki öyle bir anda insan kimseyi umursamıyormuş ve gönderdim. 

Sonrasında gelen günler de farkettim ki ben gidecekmiş gibi değil de çocuk ölecekmiş gibi davranıyormuşum, saçmalıyormuşum. Hayat onun içinde benim içinde devam ediyor, günler hızla geçiyor ve bu uzaklık bize güzel şeyler katıyor, katacak. İkimizi de olgunlaştıracak.

Tüm bu gitmeden ve gittikten sonraki süreçte sanki birisi beni silkeledi ve kendime geldim gibi hissettim başka bir taraftan. Hayatta hiç bir şeyin önemli olmadığını anladım, sevdiklerimiz yanımızdaysa -kalben bile olsa- bundan daha önemli bir şey yokmuş. Edilen küçük kavgalar, küslükler ne kadar önemsizmiş aslında. Biz 4 yıldan fazladır beraberiz ve 4 yıldır içimde istemeden biriken irili ufaklı kırgınlıklarım vardı ve hepsi önemini öyle bir kaybetti ki unutulup gitti. Çünkü anladım ki önemli olan tek şey ona duyduğum sevgi imiş. Bu kendime geliş sadece ondan ibarette değildi tabii aileme karşı, arkadaşlarıma karşı herkese duyduğum kırgınlıklarım gitti artık çünkü sevdiklerimiz gidebiliyor. Hayat gerçekten kırılmak, küsmek için çok kısa bunu anladım. Belki bu duygusallıktan kurtulunca bu düşüncelerimi de unutacağım insanız sonuçta ama baki kalmasını dilerim.

Bu arada Ankara'ya gitti, malum ben Sakarya'dayım, buraya çok yakın olunca pazar günü oradaydım bu da beni rahatlattı aslında, gidebileceğimi bilmek içimi daha ferah tutmama yardım ediyor. Onu öyle asker kıyafetleri ile görünce içim gururla doldu, bugünleri de görebildim diye şükrettim istemsizce. Allah daha güzellerini de gösterecek umarım. Kısacası o üzüntülü hallerimi geri de bırakarak sadece tadını çıkartmaya çalışıyorum, mutluyum. Mutlu olmamam için bir sebep yok çünkü.

Bunun haricinde vize haftam şuan, nefret ettiğim asla yapamam dediğim Osmanlıca'yı bile hallettim sayılır. Yapabildiğim kadar, çalışabildiğim kadar kendimi çokta zorlamadan çalışıyorum. Hayatta okuldan, derslerden çok daha değerli şeyler var bence yaprak hışırtılarını dinlemek, güneşin batışını izlemek, yemek pişirmek ve afiyetle yemek gibi, sevdiğin bir diziyi izlemek, güzel bir kitap okumak, kaliteli bir müzik dinlemek gibi... 

Mutlu olun, gülümseyin ve bir birinizi çok sevin. Hepinizi çok çok öperim...

30 Ağustos 2017 Çarşamba

Trabzon,Askerlik ve Game Of Thrones'lu Sohbet - Neler yaptım, neler yapıyorum?

Yaz tatilindeyim, bitmesine 15 gün falan kaldı ve sonra Sakarya'ya, okula geri dönüyorum. Ama bu yazımda çoğunlukla yaptığım gibi şikayet etmeyeceğim, moralim şükürler olsun ki bir süredir yerinde. Olumsuzluklar ve sıkıntılar beni pek ziyaret etmiyor bir süredir.
Bir çok şeyi kafaya takmanın ve fazla düşünmenin anlamsız olduğu kanısına vardım, yaşayalım ve neler olacağını görelim öyle değil mi? Düşünmeye ve hayatı yönlendirmeye çalışmanın gereği yok. Yapılması gereken şeyleri yaparsın ve sonra beklersin bu kadar. Umarım bu düşüncemi olumsuzluklarla karşılaşınca da sürdürebilirim.

Her neyse aslında bahsetmek istediğim pek bir şeyde yok. Buraları, bir şeyler yazıp sohbet etmeyi özledim ve işte buradayım. Hayatımda neler oluyor onlardan bahsedeyim bari biraz yoksa sizler nasılsınız deyip bitirmek durumunda kalacağım. Burada yazarak neler olduğunu anlatmayı seviyorum, hem günlük tutar gibi, hem dertleşir gibi hemde karşında muhatap bulabiliyorsun. 

Bu yaz bizim okulumuz baya erken kapandı yanlış hatırlamıyorsam Mayıs ortası yada sonuydu. Trabzon'a eve döndüm ve daha sonra yaz okulu için Haziran ortasından Temmuz sonuna kadar Sakarya'daydım. Yaz tatilim de gitti diye yakınmadım değil doğrusu, yakındım, bunaldım, strese girdim ve içten içe bir sürü dram yaşadım  ama güzel geçti, iyi de oldu yoksa tüm yaz keçileri kaçırabilirdim sıkıntıdan. Ve şimdi yaz okulu da bitince kalan 1,5 ay için memleketime geri döndüm. Burayı, insanlarımı, köylerimizi ve yaylalarımızı, diğer şehirlere nispeten tertemiz havamızı öyle seviyorum öyle özlüyorum ki. Burada ki dostluklarımı da öyle, burada olduğu kadar güzel dostluklarım olmadı hiç bir yerde. Trabzon'dan gittikten sonra bazen öyle şeylere şahit oldum ki -arkadaşlık anlamında- memleketim de -ki ben bir de ilçedeyim, küçük bir yer- en kötü insanın bile daha iyi olabildiğini gördüm bazen. Sanki bir çok kişiden izole olmuşuz da bazı kötü şeyler olsa bile çoğunlukla iyi kalmayı başarabilmişiz gibi hissettim. Böyle şeyler gördükçe de burada doğduğuma, burada büyüdüğüme hep şükrettim.

Her neyse yaz öyle böyle geçiyor evime, aileme ve dostlarıma doymaya çalışıyorum, ruhuma güzel şeyler depoluyorum, gittiğimde oldukça ihtiyacım olacak biliyorum. Gitme konusuna gelmişken 15 gün sonra falan dönüyorum. Bu üniversite de son senem sonra beni neler bekliyor hiç bilmiyorum, bazen bu bilinmezlikten korksam da kendime yeni bir yön çizme şansı elde ettiğimi düşünüp tadına varmaya çalışıyorum. Tüm bunlarla beraber sık sık bahsettiğim erkek arkadaşım bu Kasım ayında askere gidiyor, bu da benim için zorlu bir sürecin başladığı anlamına geliyor. Uzun dönem yapacak askerliğini yani 12 ay kadar bir süre olmayacak. Ara ara geleceği izinlerle kendimi avutmaya çalışsam da ne kadar zorlanacağım açıkça belli. Daha şimdiden içim bu kadar burkulurken gittiğinde hayat oldukça zorlaşacak fakat biliyorum ki geldiğinde daha güzel günler bizimle olacak.




Şu ara bir çok kişinin yaptığı gibi bende Game Of Thrones'u izliyordum. Bu sezonu deli gibi bir heyecanla beklemiştim ve sanırım yine beklediğimi aldım. Sezon finalini dün izledim ve yeni sezonu sabırsızlıkla bekliyorum, izlemediyseniz mutlaka izleyin. Tüm sezon boyunca dizi yine sevdiğim birinin canını alacak diye korkudan öldüm, aldı mı almadı mı bir şey söylemeyeyim şimdi, belki hala yeni sezonu izlemeyenler vardır ve spoiler vermek istemem çünkü özellikle bu sezon dizinin bölümlerininde sürekli sızdırılması ile istemeden çokça spoiler yedim ve bunun hiç hoş olmadığını bolca tecrübe etmiş bulundum. O yüzden bu konuyu daha fazla uzatmak istemem. Ha son bir şey daha; ben yedi krallığa hükmetmesi gereken kişinin Daenerys olmasını istiyorum ve bunu soyla alakalı değil de tamamen onun yaratacağını düşündüğüm dünyanın iyi olacağına güvendiğimden, kalbine inandığımdan istiyorum. Ayrıca ejderhalarının olması da oldukça önemli bir sebep. Siz kimin tahta oturmasını istiyorsunuz? Lütfen izliyorsanız yorumlarda yazın, bunu cidden merak ediyorum. Konuyu uzatmayacaktım ama aklıma gelmişken bir de Azor Ahai meselesi var. Benim teorime göre Azor Ahai, Jamie yada Jon olabilir. Ben açıkçası ikisi de olsun istemiyorum, gönlüm bir şekilde Tyrion olmasından yana. Ama bu konuda oldukça umutsuzum. Bunun hakkın da da izliyorsanız lütfen yazın. 

Yorumlarınızı bekliyorum, hepinizi çok seviyorum, görüşmek üzeree :)

30 Nisan 2017 Pazar

Kendimi 60 Yaşında Hissediyorum

Herkese merhabalar,

   Nasıl gidiyor, neler yapıyorsunuz? 
Benim işlerim hiç olamayacağı kadar yolundan çıktı bir süredir. Asla sorumluluk sahibi olamayacağımı net olarak anladığım bir dönemden geçiyoruz. Geçtiğimiz okul dönemini güzel atlattığımdan sanırım artık benden bir şeyler olur diyordum fakat yanılmışım, galiba güzel bir dönem geçirdim o kadar. 
   Dünyayı gerçekten anlayamıyorum biliyor musunuz? 
Gerçekten mecbur olduğum şeylere mecbur olmak sizce de çok aptalca değil mi? Örneğin ben şuan yapmam gereken ödevleri asla yapmak istemiyorum. Aylardır geçiştirip duruyorum, başına oturuyorum uğraşıyorum ancak olmuyor, istemedikten sonra hiç bir verim alamadan başından kalkıyorum. Benim koca ömrüm nasıl böyle geçecek gerçekten büyük bir soru işareti.

   Yapmak istediğim onca güzel şey varken bu kitapların arasına sıkışmak, okul, dersler bu tarz sorumluluklar beni inanılmaz yoruyor. Düşünsenize dünyada görülecek milyonlarca güzel yer var, kaçırdığımız onca güzel an. Ben okulda yarı uykulu yarı ayık anlatılanları dinlerken dünyanın bir yerinde balinaların göç edişini kaçırıyorum. Ya da bu kitaplarla bakışırken kayan bir yıldızı kaçırıyor olabilirim. Ve belki ömrüm bir daha kaçırdığım onca şeyi görmeye yetecek kadar uzun olmayabilir. 
   Kısacık ömrümüzü gereksiz yığınla sorumlulukla harcamak benim omuzlarıma öyle ağır gelir oldu ki... Biliyorum tüm dünya, tüm insanlar benim gibi sadece sorumlu oldukları şeyler farklı ama isyan ettiğim şey de tam da bu nokta da başlıyor zaten. Onca güzel şey varken insanlık neden böyle yaşamayı seçti anlamakta güçlük çekiyorum. Ben daha 20 yaşındayım ve neden kendimi 60 gibi hissediyorum? 
   Sanki dünya da yaşayacak çok az vaktim kalmışta kaybedecek dakikam yokmuş gibi ve oturduğum yerden kaybetmemem gereken dakikalarımı sadece sayıyor gibi...
   Her şeyin daha güzel olabileceğine dair içimde küçücük bir umut ışığı olsa belki daha mutlu olurdum ama biliyorum ki hiç bir şey düzelmeyecek ve hatta her şey daha da zorlaşacak.

   Sanırdım ki küçükken büyüdükçe tüm hayatım daha kolay olacak, her şey çok güzel gidecek ve ben tüm hayallerime kavuşacağım fakat bakıyorum da her gün tüm hayallerimden daha da uzaklaşıyorum belki de bunun suçlusu benimdir, neden olmasın? Kimse elimden zorla çekiştirip almadı ya hayallerimi, Belki de ben bırakıverdim geçtiğim her durakta, öyle ya sorumsuzluk hayallerine bile sahip çıkamamaktır belki de.

16 Ocak 2017 Pazartesi

Sırtımdaki Yükleri Atıyorum

Merhabalar,
   Sömestr dolayısı ile 20-25  günlüğüne de olsa evime döndüm. Geldiğimde bloga biraz zaman ayırırım hemen her gün bir şeyler yazardım diye düşünüyordum fakat her şeyde olduğu gibi blog konusunda da asla düşündüklerimi uygulamaya koyamıyorum zaten sürekli aklımda blogun olmasından, kendimi yazmadığım için stresli hissetmekten oldukça sıkıldım. 
   Buraya neden yazmaya başladığımı unutmuş gibiyim, buraya iş gibi hissetmek, sorumluluk olarak sırtıma yüklemek için başlamamıştım. Hobi olarak gördüğüm bana keyif vermesi gereken bir şeyin sırtıma yük yüklemesi canımı sıkmaya başladı ayrıca bir de sürekli içerik üretmek isteme çabasına girdim, aslında ben buraya insanlar sürekli beni okusun diye de başlamamıştım ama bir anda kendimi okunma kaygısının içinde buluverdim. Tüm bu sebeplerle artık benim blogumda zaman zaman yaptığım ürün yorumlarını, film yorumlarını, kitap yorumlarını ayrı bir başlık altında bulamayacaksınız. Burası tamamen sohbet yazıları yazdığım, karşılıklı konuştuğumuz yada belki becerebildiğim kadarıyla edebiyat yaptığım kendi sayfam olacak. Belki bu sohbetlerin arasında da şunu izledim güzeldi, bunu okudum harikaydı gibi ufak notlar olur o kadar.
   Bunların yanında artık çekilişler de olmayacak, ben zaten sadece ve sadece sokak hayvanları için bir şeyler deniyordum ve çekilişi de insanları teşvik amaçlı yapıyordum ancak görüyorum ki insanların pekte ilgisini çekmiyor, sanırım beni oradan buradan takip edin her yerde de paylaşın desem daha güzel gelecek insanlara. Son çekiliş için mail gönderenlere de yakın zamanda ulaşıp adreslerini alıp elimden gelen en güzel hediyeleri seçip göndereceğim, buradan da kendilerine teşekkür ediyorum.
Hepinizi öpüyorum...